Güncel Yazılar

MAKALELER

Nöroloji ile ilgili olarak yazdığım güncel makale ve yazılar


No more posts
doga-ve-toprak-bizi-nasil-iyilestiriyor-1200x675.jpg

Toprakla temas etmek ya da toprak üzerinde çıplak ayakla yürümenin sağlık açısından çeşitli faydaları var. Bugüne kadar sadece bir 'büyükanne' tavsiyesi gibi düşünülen bu eylemin yararlarının bilimsel kanıtları da artık elimizde mevcut. Çıplak ayakla toprağa basmanın kaliteli bir uykudan kalp damar sağlığına, kandaki mineral seviyelerinden bağışıklık sistemine kadar faydası mevcut.


bilgisayar-omrumuzu-nasil-kisaltiyor-1200x675.jpg

Yapılan bir araştırmaya göre; yetişkinler olarak yaklaşık 11 saatimizi dijital ekran karşısında geçiriyoruz. Ofiste, evde, tatilde ve hatta yatakta uyumadan hemen öncesine kadar bize eşlik eden telefonlarımız, bilgisayarlarımız sağlığımızı nasıl etkiliyor?


asik-olan-beynimiz-mi-kalbimiz-mi-1200x675.jpg

İnsanlık tarihinin en eski konularından biri aşktır. Şiirlere, kitaplara, resimlere, filmlere konu olur. Hatta uğruna savaşlar bile çıkmıştır. Peki, başımıza bu kadar büyük işler açan aşk nedir neler oluyor bize? Aşkı bize şiirlerdeki gibi kalbimiz mi yoksa beynimiz mi yaşatıyor?


ergenligin-suclusu-beyin-1200x675.jpg

Gençlerdeki duygusal çatışmaların, agresif ve fevri tavırların yoğun olduğu, görüntüye ve maddi değerlere takıntılı hale gelinen gereksiz bir dönem olarak görülebilir. Ancak ergenlik bu genç beyinlerin, hızlı ve yoğun bir gelişme dönemine giriyor olmasıyla alakalı. Peki, bu dönemde onu anlamak, sağlıklı şekilde atlatmak için neler yapmalısınız?

Ergenlik dönemi biz yetişkinlerin gözüyle bakılınca gençlerdeki duygusal çatışmaların, agresif ve fevri tavırların yoğun olduğu, görüntüye ve maddi değerlere takıntılı hale gelinen gereksiz bir dönem olarak görülebilir. Ancak ergenlik bu genç beyinlerin, hızlı ve yoğun bir gelişme dönemine giriyor olmasıyla alakalı. Bu dönemde biz yetişkinlerin ve ailelerin bilmesi gereken en önemli şey ise ergenliğin beyinsel gelişim ve hormonlarla yakından alakalı olduğu. Bu dönemi ‘hızlıca atlatılacak’ bir dönem olarak değil de uygun bir sürede, sağlıklı şekilde geçirilmesi gereken, hayatın en önemli dönemlerinden biri olduğunu bilmek gerekiyor. Yani o öfke patlamaları, kendini odalara kapatma, her şeye sinirlenme süreci aslında beynindeki hızlı değişimin bir sonucu olabilir.

Peki, bu dönemde onu anlamak, sağlıklı şekilde atlatmak için neler yapmalısınız?

ERGENLİK NEDİR?

Dünya Sağlık Örgütü (WHO)’ne göre 10 ile 19 yaş arasındaki süre ergenlik olarak tanımlanıyor. Ergenlik, fiziksel ve ruhsal değişimlerin olduğu, beynin hızlıca geliştiği bir dönem.

Bu dönem aslında insan yavrusunun uygarlaşma dönemidir. Ergenlik sayesinde çocukluktan çıkılıp, kendi ayaklarımızın üzerinde durduğumuz, sorumluluk almayı öğrendiğimiz yetişkinlik dönemine hazırlanırız. Ergenliğin ilk safhaları bizi fiziksel değişimlerle karşılarken, ilerleyen evrelerinde ise kimlik arayışları, aile içinde çatışmalar yaşanır. Geç dönem ergenlikte ise beyin yavaş yavaş oturur. Ergenlikte yaşanılan duygusal çalkantılar, yetişkinlik öncesinde çok önemli birer antrenmandır. Hayatta hangi durumla karşı karşıya kalırsak kalalım duygusal olarak baş edebilir bireyler olabilmemiz için, ergenlik dönemi bizi her türlü duygu seline hazırlar. Aynı zamanda, “Ben kimim, neden yaşıyorum” gibi kimlik soruları ile bir kişilik denetimi yapar ve yetişkinlik hayatımıza yön vermeye başlarız.

ERGEN BEYNİNDE NELER OLUYOR?

Ergenlikte yaşanan duygu patlamaları, tadilata giren beynin ön lob bölgesinden kaynaklanır. Beynin ön lobu, bize nerede, nasıl davranmamız gerektiğini söyleyen ve sürekli öğüt veren bir bilge dede gibidir. Ancak ön lobun yetişkinliğe hazırlanmak için tamir sürecine girmesiyle, beynin duygusal, dürtüsel kısımları bunu fırsat bilerek tüm kontrolü eline alır. Ayrıca duyguların kaptanı dediğimiz amigdala ve hipokampüs de etkilenir. Duygusal beyin olarak bilinen limbik sistem ise beyinde duyguları, risk alma davranışını, kendini kontrol etmeyi, karar vermeyi, duyguları ve hafızayı kontrol eder ve yine değişimlere uğrar.

HANGİ HORMONLAR DEVREDE?

Bu dönemde duygusal tepkilere, hafızaya ve davranışlara etki eden bazı hormonlarda değişimler olur. Ergenlikte duygusallık, hazza düşkünlük, bağımlılık gibi eğilimlerin sebebi budur. Peki, sahneye hangi hormonlar çıkıyor?

1. Dopamin

Dopamin hormonu bağımlılık yaratan ve bir çeşit ‘ödül’ aldığımızda salgılanan hormondur. Ergenlikte sürekli olarak yüksek dopamin ihtiyacına bağlı olarak dış görünüş, beğenilme arzusu, takdir görme ihtiyacı artar. Dopamin, sigara, alkol ya da uyuşturucu madde, yemek yeme gibi bağımlılık yaratan tehlikeli alışkanlıklara da kapı açar. Gençler, daha riskli hareketler yapma eğiliminde olabilir. Bu sayede beyin haz ve zevki en üst seviyede yaşayacaktır.

2. Serotonin

Serotonin ise ruh hali değişiklikleri, kaygı ve dürtü kontrolünde önemli bir rol oynar. Ergenlik döneminde serotonin seviyesi azalır ve bu yüzden dürtüsel davranışları kontrol etmek zorlaşır.

3. Melatonin

Melatonin hormonu ise 24 saatlik vücut ritmini ve uyku-uyanıklık döngüsünü düzenler. Vücudun günlük melatonin üretimi ergenlik döneminde uyku gereksinimini arttırır.

KIZ VE ERKEK ÇOCUĞUNUN BEYNİ FARKLI ÇALIŞIYOR

Ergenlik ile ilgili önemli noktalardan biri de elbette ki cinsiyet farkının belirginleşiyor olması. Gençler bu dönemde kadınlık ve erkeklik hormonlarına da maruz kalıyor, fiziksel olarak değişiyor. Beyin de bu dönemi farklı atlatıyor. Limbik sistemde bulunan ve duygusal beynin bir parçası olan amigdala ergenlikteki kız çocuklarının beyninde daha farklı olur. Erkeklerde ise hipokampüs denilen bölge daha sıkıntılıdır, bu da erkeklerde daha fazla dikkat eksikliğine yol açar. Kızlar ergenliklerini daha içe dönük geçirirken, erkeklerde dışadönüklük artar. Ancak, çalışmalar kızların beyin hacminin erkeklerden daha erken sürede arttığını gösteriyor. Ayrıca, ergenlik çağında kızlarda beynin sol ve sağ yarım kürelerini birbirine bağlayan sinir dokusu şeridi daha büyüktür. Dolayısıyla kızlar ergenlik dönemini erkeklere göre daha erken başlayıp daha erken tamamlayabilirler.

NE YAPMALI?

Beyin olgunlaşma evresinde çevre, beslenme, uyku düzeni, kullanılan ilaçlardan etkilenebilir. Ayrıca genetik yapı da önemli bir etkendir. Ergenlikte salgılanan ya da daha az salgılanmaya başlayan hormonlar onları birçok farklı davranışa itebilir. Onları, anlam bulacakları, keyif alacağı bir hobiye yönlendirebilmek faydalı olabilir.

Bu süreçte beyin gelişiminde önemli rol oynayan besinleri almasını sağlamak da çocuk için çok önemli. Özellikle balık yağlarının ergenlerde bilişsel işlevleri arttırdığı, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu gibi durumlarda da destekleyici olduğu düşünülüyor.

Ailelere düşen en önemli görev ise onların bu süreçte sizin gibi mantıklı düşünebilen bir yetişkin olmadığını, bazı davranışların onların elinde olmadığının bilmesi. Çocuğunuzla konuşmak, ona değerli olduğunu, sevildiğini hissettirmek gelecekte de sağlıklı insan ilişkileri kurmasını sağlar. Ancak unutmayın ki siz onların arkadaşı değil; ebeveynisiniz. Korumak, desteklemek ve sınır çizmeyi bilmek onların kişisel olarak gelişiminde önemli davranışlardır.


beynimizin-hangi-yarim-kuresi-daha-baskin-1200x675.jpg

Beynimiz karakterimizi, başarı şansımızı, zekâmızı ne kadar etkiliyor? Sağ lobun baskın olması sizi bir alanda daha başarılı yaparken, sol lobun baskın olması ise başka bir alanda şöhret kapılarını size açar mı? Beynin bir yarım küresini geliştiren oyunlar, kitaplar birer pazarlama stratejisi mi yoksa gerçekten etkili mi?

Yaklaşık 3 kilo ağırlığında, 100 milyar nöron ve 100 trilyon bağlantı içeren insan beyni gizemli ve işleyişi hala tam olarak çözülmemiş organımız. Peki, beynimiz karakterimizi, başarı şansımızı, zekâmızı ne kadar etkiliyor? Sağ lobun baskın olması sizi bir alanda daha başarılı yaparken, sol lobun baskın olması başka bir alanda şöhret kapılarını size açar mı? Ayrıca, beynin bir yarım küresini geliştiren oyunlar, kitaplar birer pazarlama stratejisi mi yoksa gerçekten etkili mi? Bunun için öncelikle beynin yapısını ve çalışma prensibini birazcık anlayalım.

BEYNİMİZDE NELER OLUYOR?

Yürümemizi, uyumamızı, uyanmamızı, benim bu yazıyı yazmamı, sizin ise okumanızı sağlayan, bizi âşık eden, midemizde kelebekler uçmasını sağlayan, bizi üzen, derin kederlere boğan biricik organımız beynimiz… Tabii ki her bir bölümün görevlerini saymam tek bir yazıda mümkün değil. Örneğin; hipotolamus, amigdala, talamus ve hipokampüsün bulunduğu limbik sistem duygusal beyin olarak bilinirken, prefrontal korteks denilen bölge sosyal davranışları, düşünme mekanizmasını kontrol ediyor. Bu yüzden beynin herhangi bir bölümü hasar gördüğünde o bölgenin görevleri ile ilgili sorunlar yaşanmaya başlıyor.

SAĞ VE SOL BEYİN TEORİSİ NASIL ORTAYA ÇIKTI?

Peki, bilim dünyasının en yaygın bilgilerinden bir tanesi olan sağ ve sol beynin baskın olduğu ve çeşitli kişilik özelliklerine neden olduğunu iddia eden bu teori ilk nasıl ortaya çıktı?

1981 yılında Nobel Ödülü’nü de alan psikobiyolog Roger W. Sperry 1960’lı yıllarda sara hastalığının etkilerini incelerken korpus kallosum dediğimiz sağ ve sol yarım küreyi birbirine bağlayan yapıyı kesmenin sara nöbetlerini azaltabileceğini veya ortadan kaldırabileceğini keşfetti. Ağır sara hastalığı olan ve ilaç tedavilerine cevap vermeyen hastalarda iki yarım küre bağlantısını kesen Sperry nöbetlerin azaldığını keşfetti. Ancak bu sefer aynı hastalar başka sorunlar yaşamaya başladı. Bunun üstüne Sperry sol beynin mantık, doğrusal düşünme, matematik, gerçekler, kelimelerle düşünme ile ilgili olduğu, sağ beynin ise daha görsel ve sezgisel olduğu kanısına vardı.

GÖREVLERİ FARKLI ANCAK BEYNİN İKİ YARIM KÜRESİ EŞİT ÇALIŞIYOR

Korpus kallosum iki yarım küre arasında iletişimi çok verimli bir şekilde sağlıyor. Örneğin sağ beyinde oluşan bir resim 20 milisaniyede sol beyinde görünür olabiliyor. Bu hızlı ve güçlü ağı sağlayan korpus kallosum yaklaşık 250 milyon sinir lifi demeti içeriyor. Bu güçlü iletişimin yanı sıra beynin farklı yarım kürelerinin, farklı fonksiyonları kontrol ettiği bilgisi doğru. Bunu, örneğin inme hastalarında beynin belirli bir bölümü etkilendiğinde kaybedilen işlevlerden biliyoruz. Örneğin beynin ön kısmı zarar görüyorsa motivasyon azalması, planlamada zorluk ve yaratıcılığın azalması gibi işlev kayıpları görülüyor. Gözden gelen görüntüyü işleyen arka beynimize (oksipital korteks) zarar geldiğinde kısmi veya tamamen körlük yaşanabiliyor. Bunlar, beynin belirli bölümlerinin belirli işlevlerden sorumlu olduğunun ve konumun önemli olduğunun kanıtlarıdır.

HER İKİ KÜRE BİRLİKTE ÇALIŞTIĞINDA DAHA GÜÇLÜ

2013 yılında Utah Üniversitesi’nde bin kişinin katıldığı ve beyni 7 bin bölgeye ayırarak inceleyen bir araştırmanın sonucu yayınlandı. 7-29 yaşları arasındaki katılımcıların matematik ya da resim yapmak gibi farklı alanlardaki yeteneklerinin beynin her iki yarısı birlikte çalıştığında daha güçlü olduğu ortaya çıktı.

Sol yarım küre mantıklı davranma, somut düşünme, matematiksel gerçekçi bakış açısı, sözcük oluşturan sesleri seçme ve ifadenin sözdizimini yerine getirme konusunda uzmanlaşırken sağ yarım küre ezgisel düşünme, sanatsal beceri, konuşmalara tonlama, vurgu, yavaş ya da hızlı ritme göre farklı anlamlar yüklüyor, yani dilin duygusal özelliklerine daha duyarlı davranıyor.

Kişilik özelliklerimizin sağ-sol beyin kullanımıyla alakası var mı? Kişilik özellikleri, sayısal ya da sözel zekanızın güçlü olması beynin bir yarısının daha çok çalışmasıyla alakalı bir durum değil. Kişiliğin oluşmasında neyin etken olduğu hakkında da kesin bir bilgi elimizde yok ancak beynin bir tarafının diğerine baskın olmadığını biliyoruz. Beynin iki tarafı birlikte çalıştığında ve birbirini tamamladıklarında daha güçlü bir kişiliğe sahibiz. Yani zeka ve kişilik için tek bir tarafı geliştirmek söz konusu değil. Beynin herhangi bir tarafını geliştirdiğini belirten kitaplar, oyunlar ise pazarlama taktiğinden öteye gidemiyor. Tüm beyni geliştirmenin en iyi yolu ise bir şeyler öğrenmeye devam etmek. Kaç yaşında olursanız olun beyin yeni bilgiye her zaman açık. Dil öğrenmek, sosyalleşmek, iletişim kurmak, satranç oynamak gibi aktiviteler beyni her zaman diri tutuyor. Nasıl ki bedeni diri tutmak için devamlı olarak egzersiz yapmak önemliyse beyni diri tutmak için de öğrenmeyi sürdürmek çok önemli.


her-gun-1-bardak-meyve-suyu-icerseniz-ne-olur-1200x675.jpg

6 yıl boyunca 13 binin üzerinde yetişkinin izlendiği bir araştırmada, her gün aynı miktarda gazlı içecek ve meyve suyu tüketenler karşılaştırıldı. Bunun sonucunda meyve suları tüketenlerin yüzde 24 oranında erken ölüm riski olduğu tespit edildi.


mavi-isik-uykudan-da-omrumuzden-de-caliyor-1200x675.jpg

Binlerce yıldır havanın kararmasıyla uyuyup, gün ışığıyla uyanmaya alışan biyolojik saatimiz son 50 yılda bile bu alışkanlığından çok şey kaybetti. Artık daha az, kalitesiz uyuyor ve doğamıza karşı geliyoruz. Bunun sağlığımıza etkileri de oldukça fazla.

Normalde vücudumuzun güneşten aldığı ‘mavi ışığı’ artık yapay aydınlatmalar, elektronik aletler ile alıyoruz. Bu da beynimizde bir yanılgı yaratıyor. Hormonal düzen ve uyku-uyanıklık döngüsü bozuluyor. Çarktaki bir dişlinin bozulması da elbette ki tüm düzeni etkiliyor. Tip 2 diyabet, depresyon ve obezite her geçen gün artıyor ve bunlar da insan ömrünü kısaltan etkenler. Peki, mavi ışık bize neler yapıyor ve nasıl korunuruz?

Mavi ışık beyni yanıltıyor, hormonları bozuyor

Vücut doğal akışı içinde günün belli saatlerinde hormonlar salgılar. Örneğin sabaha karşı kortizol hormonu bizi uyandırıyor. Kortizol ile metabolizma hızı ve iştah düzenlenirken, konsantrasyon ve enerji artıyor. Yine saat gece olduğunda melatonin hormonu salgılanmaya başlıyor. Bu hormon vücudumuza yorulduğumuzu ve uyumamız gerektiğini söylüyor. Ancak mavi ışık en çok da melatonin hormonuna zarar veriyor çünkü mavi ışık yüzünden beyne gece olduğu sinyali tam olarak iletilemiyor. Uykunun hem miktarı hem de kalitesi düşüyor. Melatonin hormonu kanser, depresyon, obezite, metabolik sendrom gibi birçok hastalığa karşı bizi korur. Tam da bu yüzden uyumadan en az yarım saat önce telefonla uğraşmayı bırakmamız gerekiyor. Kendimizi mavi ışığa maruz bıraktıkça bizi koruyan bu faydalı hormonu baltalıyoruz.

Göz hücrelerini öldürüyor

Mavi ışık gözdeki hücre ölümünün ve göz kuruluğunun en önemli nedeni. Mavi, yeşil, kırmızı ve sarı ışıkların hücre tiplerine etkisi incelendiğinde en fazla hücreye zarar veren ışığın mavi ışık olduğu tespit edildi. Ayrıca normalde 60’lı yaşların üzerinde ortaya çıkan yaşa bağlı ‘maküler dejenerasyon’ dediğimiz yakını görme bozukluğu artık mavi ışığa maruz kalanlarda daha erken yaşlarda ortaya çıkıyor. Çünkü mavi ışık hassas olan ve retinaya gözün gördüğünü iletmekle görevli olan fotoreseptör hücrelerin ölmesine neden oluyor.

Cildi yaşlandırıyor

Yıllarca cildimizi yaşlanmak için güneşten koruduk ama son yıllarda mavi ışığın da ciltte sarkma, kırışıklık ve lekeye yol açtığı konuşulmaya başlandı. Mavi ışık derideki serbest radikal miktarını da arttırırken DNA hasarına yol açarak cildi yaşlandırdığı, kollajen ve elastin gibi yapıları bozduğu düşünülüyor.

Mavi ışığı doğal olarak güneşten alın

Mavi ışık sadece dijital cihazlarımızdan değil, aynı zamanda doğal güneş ışığından da geliyor. Aslında, gündüz vakitlerinde doğal güneş ışığından alınan mavi ışık özellikle depresyon gibi bazı hastalıklar için çok faydalı. Ancak en başta da söylediğim gibi normal doğal süreçte gündüz karşılaştığımız mavi ışıkla gece karşılaşmak vücudun dengesini bozuyor. 5 dakika internete bakayım diyerek telefonu elinize aldığınızda birden uykunuzun kaçtığını görürsünüz çünkü bu beyninize yanlış bir sinyalin gitmesine neden olmuştur. Bizi uyandıran, güneş ışığıyla salgılanmaya başlayan kortizol hormonu bu sahte mavi ışıkla salgılandığında uykusuzluk ve strese neden olur. Kalitesiz bir gece uykusu da bağışıklık sistemimizi zayıflatır, depresyon riskini artırır ve beyin işlevlerini bile etkiler. Dengesiz bir uyku düzeni, beyindeki sinir hücreleri arasındaki iletişimi sağlayan beyaz madde miktarının azalmasına neden olur. Bu da öğrenme ve hafıza gibi işlevlerinizin azalması anlamına gelir. Akşam vakitlerinde mavi ışıktan mümkün olduğunca kaçınmazsanız, iç saatinizle gelen uykunun iyileştirici, temizleyici, yenileştirici etkilerinden yararlanamazsınız.

Mavi ışıktan nasıl korunuruz?

Teknolojik cihazlarınızda sarı filtre kullanın

Peki, tüm bu saydığım kötü etkilerden nasıl korunacağız? Öncelikle telefonunuza sarı renkli filtre sağlayan uygulamalardan birini indirin. Bu uygulamalar, saat diliminize bağlı olarak ekranınızın rengini ve parlaklığını otomatik olarak ayarlar. Dışarısı karanlık olduğunda, mavi ışığı etkili bir şekilde engeller ve ekranınıza soluk turuncu bir ton verir. Böylece beyniniz akşamları uyanık kalması gerektiği sinyalini alamaz. Ayrıca, mavi ışık filtrelemesine özel olarak yapılan sarı camlı gözlükler de işinizi görebilir. Çalışmalar, insanların mavi ışığı filtreleyen gözlük kullandıklarında, aydınlatılmış bir odada bile veya bir elektronik cihaz kullanırken, karanlıkta olduğu kadar melatonin ürettiklerini gösteriyor. Ayrıca, bazı çalışmalar mavi ışığı filtreleyen gözlüklerin kişilerin uyku kalitesi ve ruh halinde sadece 2 haftalık bir süre içerisinde önemli gelişmeler sağladığını kanıtlıyor.

Evdeki aydınlatmaya dikkat edin

Eski zamanları düşünürsek belki loş sarı bir ışık veren ufak bir mum ya da gaz lambası kullanılırdı. İnsanlar erkenden uyur ve sabahları çok erken saatte zinde uyanırdı. Özellikle günümüzde enerji tasarrufu için kullanılan LED lambalar, çok daha fazla mavi ışık üretiyor. Tüm bunlar, iç saatimizin doğal işlevini görmesi neredeyse imkânsız hale geliyor. Bu yüzden, mümkün olduğunca eskilere dönmeyi deneyin. Evinizdeki tüm lambaları yatmadan 1-2 saat önce kapatın veya oldukça loş ışıklar, hatta mumlar kullanın.






Bize Ulaşın

İLETİŞİM

İlgi alanımızdaki nörolojik konularla ilgili bir rahatsızlığınızın olduğunu düşünüyorsanız aşağıdaki iletişim yöntemlerinden birini kullanarak bizimle iletişime geçebilirsiniz.


İLETİŞİM

0212 414 30 00
Dahili: 22334




Takipte olun

SOSYAL MEDYA

Sosyal medya hesaplarımızdan bizi takip edebilirsiniz.