GÜNCEL YAZILARIM

Nöroloji ile ilgili olarak yazdığım güncel makale ve yazılar


No more posts
ruh-yaslanir-mi-1200x675.jpg

Yaşanan tecrübeler her ne kadar ruhu olgunlaştırsa da bakış açısı, kişilik yapısı, sosyal ilişkiler kişilerin ruh sağlığını korumada önemli etkenler.



Demans ya da diğer adıyla bunama, hastaların bilişsel ve fiziksel yeteneklerinde birçok soruna yol açar, pek çok belirtinin bir araya gelmesiyle oluşur. Bu kişiler belirgin bir hafıza sorunu yaşarlar, konuşmada güçlük çekerler, kişilik değişimleri olur ve motor-koordinasyon becerileri bozulur.

Ne yazık ki, demansı erken safhalarda fark edemiyoruz, belirtiler belirginleştikçe durumun ciddiyetinin farkına varıyoruz. Oysaki burada en önemli görev aile ve yakınlara düşüyor. Kişiler durumlarını ciddiye almasalar da, bundan en fazla yarayı alacak olan aile ve arkadaşların erken belirtileri fark etmesi gerekiyor. Çünkü bu hastalığın kesin bir tedavisi yok, ancak erken teşhis edildiğinde etkileri yavaşlatılabiliyor. Belirtilerin sürekliliği en önemli nokta. Çünkü hepimiz zaman zaman stres gibi nedenlerle unutkanlık yaşıyor olsak da bu çok uzun sürmüyor. Bu yüzden inatçı belirti varlığında doktora başvurmalıyız.

Demans belirtileri

Peki, kendimizde ve sevdiklerimizde, üzücü bir süreç olan demans varlığını nasıl erken fark edebiliriz? İşte dikkate alınması gereken bazı belirtiler.

  1. Sık sık ocakta yemeğiniz yanıyorsa, anahtarınızı yanınıza almayı bir türlü aklınıza getiremiyorsanız, yeni öğrendiğiniz bilgileri kolayca unutuyorsanız demans hastası olabilirsiniz. Burada önemli nokta bunların sürekli yaşanmasıdır. Birkaç yıl öncesine göre yaşadığınız bu ani kötü değişimi normal olarak kabul etmeyin.
  2. Konuşmada güçlük diğer bir yaygın demans belirtisi. Eğer konuşma sırasında sık sık takılıyorsanız, aklınıza bazı kelimeleri getiremiyor ve kafa karışıklığı yaşıyorsanız bu da demansı işaret ediyor olabilir. Demans hastalarının özellikle aynı kelime tekrarlarını sık sık yaptıkları gözlemlenir. Konuşurken kelimeleri seçmekte zorlandıkları gibi demans hastaları yazı yazarken de mantıklı cümle kuramazlar.
  3. Demans hastalarının sık karşılaştığı bir başka sorun da yaygın depresyondur. Özellikle demans erken evrelerinde ruh halinde çok fazla oynamalar olur. Hastalar ani şekilde depresif hissedebilirler. Eğer sebepsiz ruh hali değişimleri yaşıyorsanız ya da yakınınızda yaşayan birileri varsa hafife almayın.
  4. Fibromiyalji adını verdiğimiz modern çağ hastalığı olan kronik bir yorgunluk terimi var. Aşırı halsizlik yaşayan kişilerin demans hastası olma riski daha fazla. Kronik yorgunluk daha pek çok hastalıkla ilişkili olabilecek ciddi bir belirtidir. Eğer kendinizi sürekli yorgun hissediyorsanız, diğer erken demans belirtilerine sahip olup olmadığınızı değerlendirin.
  5. Konsantrasyon bozukluğu, demansın erken belirtilerine dair diğer bir önemli gösterge olabilir. Demans hastaları sıklıkla odaklanmada güçlük çekerler. Günlük hayatta bir karar almaları, plan yapmaları veya sorun çözmeleri gerekiyorsa, konsantre olamadıklarından yaptıkları işlerde verimsiz kalırlar.
  6. Demansı fark etmenin diğer bir yolu da normalde günlük rutininizde bulunan işleri artık yapamamanız veya aksatmanızdır. Bunlar; temizlik yapmak, yemek pişirmek, işe gitmek, bahçe sulamak gibi gündelik basit işlerdir.
  7. Demansın en güçlü belirtilerinden biri zaman ve mekân algısının demans hastalarında zayıf olmasıdır. Gündelik her anımızda zamanı bir ölçüt olarak kullanır, planlamamızı yapar, normal hayata adapte oluruz. Ama ilginç bir şekilde demans hastalarında zaman algısı gittikçe kötüleşir ve günleri yıllardan bile ayırt edemez hale gelirler. Demans hastalarında zaman kadar mekân algısı da zayıflar. Bazen nerede olduklarını bile unuturlar.

Eğer bu belirtilerden bir ya da birkaçı siz veya bir yakınınızda varsa, en kısa sürede doktora başvurun.

Demans ve Alzheimer ile ilgili neleri yanlış biliyorum?

Alzheimer, beyinde zararlı protein birikimleriyle sinir hücreleri arasındaki iletişimi koparan, birçok bilişsel fonksiyonu kötüleştiren ve bunun sonucunda demansa sebep olan bir hastalık. Hem Alzheimer hem de daha genel belirtiler bütünü olan demans, oldukça kötü oldukları ve tam tedavileri bulunmadığı için çok tartışılıyor. Ancak bu hastalıklarla ilgili yanlış bilinenlerin düzeltilmesi gerekiyor.

“Anne ve/veya babamda Alzheimer/Demans var, bende de olacak^”

Annesi, babası ya da her iki ebeveyni Alzheimer ya da demans olan bireyler sıklıkla kendilerinde de ileride aynı hastalığın ortaya çıkacağı korkusuyla yaşarlar. Burada, cevaplanması gereken Alzheimer ya da demansın genetik bir hastalık olup olmadığıdır. Alzheimer, tek başına genetik bir hastalık değildir; çevresel ve genetik risk faktörleri bir araya gelerek bu hastalığı meydana getirir.

Çocuk, anne babadan Alzheimer genini alsa bile, çevresel faktörler iyileştirilerek hastalığın ortaya çıkması engellenebilir. Yapılan araştırmalar da, Alzheimer vakalarının sadece yüzde 5-10 kadarının aile genetiği geçişli olduğunu gösteriyor. Özellikle APO-E e4 genini taşıyanların mutlaka Alzheimer olacağı ile ilgili batıl bilgiler var. Bu gen sadece bir rik faktörüdür, tek başına varlığı mutlaka Alzheimer hastalığına sebep olacak anlamına gelmez.

Yaşam süresinin uzamasıyla, demansı da ileri yaşlardaki birçok kişide gözlemler olduk ama genç yaşta demans görülmüşse, bu diğer aile bireyleri için daha fazla risk demektir. Özellikle Alzheimer için çok iyi belirlenmiş genler var. Herkese genetik test önerilmese de, eğer ailede çok fazla Alzheimer öyküsü varsa ya da özellikle genç yaşta görülme vakası olmuşsa genetik test yaptırılmasında fayda var. Bu gen risklerinin araştırılması için bir yaş sınırı olmadığı gibi hemen hemen her genetik laboratuvar kan numunesiyle bu testi yapabiliyor.

“Bu hastalıklar önlenebilir/önlenemez”

Alzheimer ve demans için şu an önleyici bir tedavi yok. Ancak, bu hastalıkların oluşmasında çevresel faktörlerin çok etkili olduğunu söyledik. Bu yüzden beyni destekleyen sağlıklı bir beslenme, egzersiz, daha az stresli bir hayat gibi yaşam tarzı değişiklikleriyle Alzheimer ve demansa karşı önlem alınabilir. Özellikle beyin dostu omega-3 yağları, E, B, C vitaminleri, selenyum gibi takviyelerin yeterli miktarda alınması gerekir.

Çevremizdeki ağır metaller Alzheimer hastalığına sebep olur

Yapılan aşılar, dolgu malzemeleri, musluk suyu, mutfak araç gereçleri ve bazı suni tatlandırıcılar cıva, alüminyum gibi ağır metaller içerir. Bunların Alzheimer görülme sıklığını arttırdığına inanılıyor. Ama özellikle beslenme gruplarındaki ve aşılardaki metaller oldukça eser miktarda ve bunların Alzheimer’a yol açtığı ile ilgili kanıtlanmış bir bilimsel çalışma bulunmuyor.

Alzheimer/Demans kendini fark ettirmeden ilerler

Bu hastalıkların kendilerini farkettirmeden sinsice ilerlediği düşünülür. Oysaki demans ya da Alzheimer hastaları kendilerinde bir şeylerin yolunda gitmediğini fark ederler. Günlük yaptıkları işlerde zorlanırlar, hiç olmadığı kadar yoğun hafıza sorunu yaşarlar, depresyona daha eğilimli olurlar.

Alzheimer ve demanstan korunmak için neler yapmalıyım?

Bu hastalıkların önlenmesinde çevresel faktörleri heddeflemeliyiz. Kısacası sağlıklı yaşam tarzı değişiklikleriyle beynimizi ve tüm vücudumuzu bu dejeneratif hastalıklara karşı korumalıyız.

Yapılan araştırmalar, yüksek tansiyon, diyabet gibi kronik hastalıkları olan kişilerin beyninin daha fazla risk altında olduğunu ortaya koyuyor. Bu yüzden, sağlıklı beslenmek özellikle de beyin dostu yiyecekler yemek mühim. İkinci sırada egzersiz geliyor. Fiziksel aktivite, depresif duyguları iyileştirdiği gibi, beyne kan akışını artırarak, sağlıklı hormon salınımını ve hücre yenilenmesini artırıyor. Bu yüzden sabah ve akşam en az 30’ar dakikalık fiziksel egzersizler yapılmalı. Ancak fiziksel egzersiz kadar bilişsel egzersizlere de vakit ayırmanız gerekiyor. Bilişsel egzersizlerde de süre değil, çeşitlilik önemli. Yeni bir dil öğrenin, sudoku çözün, kitap okuyun, konuşun.

Beynin çok farklı bölgelerini sürekli hareket halinde tutun ve sinir hücrelerinizi gençleştirin. Sinir hücreleri temelde bilgiyle beslenir, bilgi olmadığı sürecek besin veya oksijen taşınsa da kullanmadığınız bölgelerinizi kaybedersiniz.


okul-basarisi-nasil-artar-1200x675.jpg

Eğitim artık Türkiye’de bizim gençliğimizden çok farklı. Büyük bir yarış var yetişmek mümkün değil ve veliler de genellikle işin içinde. Akşam ödev yapmalar, en iyi okulu, en iyi öğretmenleri aramalar, araştırmalar derken herkes için yoğun bir eğitim dönemi oluyor. Eğitim sisteminin yarattığı bu durum tartışılabilir ancak diğer tarafta başarılı bir çocuk yetiştirmek, onun hayatta kendi ayakları üzerinde durabilmesini sağlamak önemli.

Başarı sadece yetenek ve IQ ile ilgili bir şey değil. Sosyal zekâ, duygusal zekâ, karakter yapısı, olaylar ile başa çıkabilme gücü gibi etkenler başarıyla doğrudan ilintili. Çocuklarda akademik başarıyı artırmak için bir takım özelliklerin kazanımını sağlamak gerekiyor. Bunların yanı sıra çocuklarda öğrenmeyi arttıracak bazı yaşamsal alışkanlıklara da dikkat etmek önemli. Peki, çocuğumuzun okul başarısını arttırmak için neler yapmamız gerekiyor?

MÜCADELEYİ ÖĞRETİN

Hayat tozpembe bir yer değil kuşkusuz ve siz onları sadece belli bir yaşa kadar koruyabileceksiniz. Bu nedenle öncelikle hayatın zorluklarıyla başa çıkmayı öğrenmesi gerektiğini bilsin. Ancak bunun da ince bir sınırı var. Size ihtiyacı olduğunda destek vermekte sakınca yok. Mücadeleyi çocuklara öğretecek en iyi şeylerden biri takım sporlarıdır. Hem ekip içinde hem de farklı bir ekibe karşı mücadele etmenin ne demek olduğunu, kazanmak için emek vermenin kıymetini anlamasına yardımcı olacaktır.

SORUMLULUK VERİN

Çocuklara çok küçük yaşlardan itibaren taşıyabileceği kadar sorumluluk ve gündelik işler verin. Örneğin 4 yaşında bir çocuk kendi pijamalarını katlayabilir, 6 yaşında yatağını düzeltebilir. Hayat boyu her işini siz yapamayacaksınız. Bu nedenle ne kadar erken sorumluluk sahibi olursa sorumluluklara uyum gücü o kadar yüksek olur. Tabii ki taşıyabileceğinden fazlası değil. Bir ilkokul öğrencisi uyku saatini, çantasını hazırlaması gerektiğini bilmeli. Sürekli sizin uyarınıza ihtiyaç duymamalı.

SAĞLIKLI BESLENME ALIŞKANLIĞI KAZANDIRIN

Yediklerimiz bizim enerji kaynağımızdır. Kötü bir yakıt ile son model bir spor arabayı süremediğiniz gibi kötü beslenen bir çocuğun da zihinsel fonksiyonlarının verimli çalışmasını bekleyemeyiz. Sabah kahvaltısı günün en önemli öğünü. Okula gitmeden önce şeker, karbonhidrat, fındık kreması gibi besinler enerji veriyor gibi görünse de ilerleyen saatlerde çocuğunuzun kan şekerini düşürerek konsantrasyonunu kaybettirecek ve uykusunu getirecektir. Bunun yerine süt, peynir, yumurta, sebze içeren çeşitler düşünebilirsiniz. Menemen bu açıdan iyi bir seçenektir.

UYKU… UYKU… UYKU…

Yeterli süre ve kalitede uyku uyuyan çocuklarda akademik başarı, mutluluk ve öz kontrol daha yüksek. Ayrıca iyi uyuyan çocukların IQ testlerinde de daha yüksek puan aldığı görülüyor. Uyku sayesinde çocuklarda bilişsel işlevler artıyor, psikolojik olarak daha sağlıklı hale geliyorlar. Bu sadece çocuklar değil aslında yetişkinler için de benzer etkiler yaratıyor ancak çocuklar gelişimleri itibariyle uykuya daha çok ihtiyaç duyuyor. Gün içerisinde öğrenilen bilgilerin işlenmesi, hafızada depolanması, sinirler arasında doğru şekilde haritalandırılması gerekiyor. Bunların olması da sadece o değerli uyku vakitlerinde mümkündür. Uyku tembellik değil, öğrenmenin alternatifi olmayan bir yoludur.

EGZERSİZ SADECE KASLARI DEĞİL BEYNİ DE GELİŞTİRİYOR

Egzersiz yapmanın öneminden bahsetmediğimiz tek bir gün bile yok ancak son araştırmalar egzersizin zihinsel faydalarını da bize gösterdi. Egzersiz yapmak, beyin sağlığı için gerekli kimyasalları uyarıyor. Bu kimyasalların artması da öğrenmeyi arttırıyor, hafızayı ve düşünme kapasitesini geliştiriyor ayrıca sinirler arası bağlantıları güçlendiriyor. Spor yapan öğrencilerin not ortalaması da daha yüksek. Bunların yanı sıra egzersiz dopamin ve endorfin hormonlarını salgılatarak stresi azaltıyor ve uykuya dalmayı kolaylaştırıyor. Sporun ruh sağlığı üzerindeki etkileri de tartışılmaz. Motivasyonu arttırıyor, depresyonu önlüyor.

STRES YÖNETİMİNİ ÖĞRENMEK

Çocuğum zaten çok ders çalışıyor, spora müziğe vakti yok demeyin. Yapılan çalışmalar, bir spor dalıyla uğraşan, hobisi olan, müzik aleti çalan öğrencilerin çok daha iyi akademik başarı gösterdiğini ortaya koyuyor. Spor ve sanatla ilgilenmek stres ve kaygı düzeylerini azaltmaya yardımcı önemli etkenler. Tabii stres ile başa çıkmayı öğrenmede yetiştirme tarzı, olaylara bakış açısı, rol model alınan ebeveynlerin yaşam tarzı ve kişilik yapısı da çok önemli. Eğer ebeveyn olarak stres yönetiminde başarısız ve kaygılı bir yetişkinseniz aynı panik duygusu ona da geçecektir. Sorumluluk sahibi olmayı öğrenen çocuklar stres yönetimini daha iyi yaparken gereğinden fazla sorumluluk yüklenmesi onda yalnız olduğu hissini yaratabilir ve ‘Ne yapacağım?’ düşüncesi kaygıya yol açabilir.

BEYİN JİMNASTİĞİ

Bazı insanlar belli alanda daha kabiliyetli ve yüksek zekâya sahip olabilirler. Daha iyi bir matematikçi, ressam, edebiyatçı olabilir ancak bir yanınızın zayıf olması o zayıf yanı hiçbir zaman güçlendiremeyeceğiniz anlamına gelmiyor. Beyin aynı toprak gibidir. Ne kadar çok eker ve bakarsanız o kadar iyi mahsuller biçersiniz. Zayıf olduğunuz alanlara yüklenip pratik yapmak, o alanda beyin jimnastiği yapmak o alandaki sinir ağlarının oluşmasını ve güçlenmesini sağlayacaktır. Bir alanda yeterince çalışmak sizi en kabiliyetliler kadar iyi konuma getirebilir.

HAFIZANIN NASIL GÜÇLENDİRİLEBİLECEĞİNİ ÖĞRENİN

Kısa süreli hafıza duyduklarımızı not etmek, bir telefon numarasını kısa süre akılda tutmak gibi işlere yarar ve anlık ve uzun süreli bellek arasında bir geçiş görevi görür. Uzun süreli hafıza, bilginin günlerce, haftalarca ve hatta yıllarca tutulmasını sağlar ve uzun süreli bellekte saklanabilecek bilgi sınırsızdır. Peki, hafızamızı güçlendirirken nasıl bir yol izleyelim? Anlık hafıza dikkat çekici detaylar sayesinde bilgileri kısa süreli hafızaya atar. Yani hep önemli detaylara odaklanın, ilgi çekici bir nokta bulun. Kısa süreli hafıza da somut olarak kategorize edilen bilgileri uzun süreli hafızaya atmayı sever. Bu yüzden her zaman öğrenmiş olduğunuz bilgiyi, sahip olduğunuz bilgilerle bağdaştırmaya bir hikâyenin devamını bulmaya çalışın.

TEKNOLOJİYE ARA VERİN

Tabletlerden, telefondan, internetten kaçmamız artık imkânsız. Ancak teknolojiye mola vermek reçeteye yazılmış bir ilaç kadar önemli. Çocukların uyku saatine yakın saatlerde dahi cep telefonu, bilgisayar ya da tabletlerle oynamaması gerekiyor. Çünkü bu cihazlardan yayılan mavi ışık uykuyu getiren hormonların salınımını engelliyor. Teknolojiden uzaklaşmak için sadece geceleri değil hafta sonlarını da değerlendirmek gerekiyor. Mümkün olduğunca çocuğunuzla birlikte doğada vakit geçirin. Doğa ile iç içe zaman geçirmek beyin bağlantılarını çoğaltıyor ve teknolojinin olumsuz yan etkilerinden koruyor. Bunun yanı sıra kortizol seviyeleri ve kan basıncını kontrol altına alıyor ve odaklanmayı arttırıyor. Bu nedenle mümkün olduğunca doğada vakit geçirin ve teknolojiye ara verin.

SOSYALLEŞMESİNE İZİN VERİN

İnsan sosyal bir varlıktır ve sosyalleşmek, iletişim kurmak, diğer insanlarla duyguları paylaşmak yemek, içmek kadar önemli ihtiyaçlardır. Teknolojinin sağladığı sanal sosyalleşme ise asla yüz yüze iletişim gibi etki göstermez. Gerçek sosyal temasın olmaması, beyninizdeki sinir hücrelerini kaplayan miyelin tabakasının bozularak sinir iletiminde sorunlar ortaya çıkmasına neden olabilir. Ayrıca sosyalleşmek, genel anlamda stres ve kaygıyı azaltır, ruh halini iyileştirir. Yapılan araştırmalar da, sosyal olarak aktif olan çocukların daha iyi akademik başarı sergilediğini ortaya koyuyor. Ayrıca sosyal anlamda kendini geliştiren, ilişkilerini güçlendirmeyi ve yönetmeyi becerenler yetişkinlikte de bu anlamda daha başarılı oluyor.


obezite-ve-insulin-direnci-hafizamizi-nasil-bozuyor-1200x675.jpg

Her gün fast-food yiyeceklerin, paketli ve katkılı gıdaların, hareketsiz yaşamın zararlarını okuyoruz. Obeziteden, diyabetten bahsediyoruz. Keşke bu hayat tarzının zararları birazcık fazla kiloyla sınırlı olsaydı. Ancak tepeden tırnağa zararlarını gördüğümüz bu yaşam alışkanlıklarının çok önemli bir kurbanı daha var ki, o da beynimiz.


doga-ve-toprak-bizi-nasil-iyilestiriyor-1200x675.jpg

Toprakla temas etmek ya da toprak üzerinde çıplak ayakla yürümenin sağlık açısından çeşitli faydaları var. Bugüne kadar sadece bir 'büyükanne' tavsiyesi gibi düşünülen bu eylemin yararlarının bilimsel kanıtları da artık elimizde mevcut. Çıplak ayakla toprağa basmanın kaliteli bir uykudan kalp damar sağlığına, kandaki mineral seviyelerinden bağışıklık sistemine kadar faydası mevcut.


bilgisayar-omrumuzu-nasil-kisaltiyor-1200x675.jpg

Yapılan bir araştırmaya göre; yetişkinler olarak yaklaşık 11 saatimizi dijital ekran karşısında geçiriyoruz. Ofiste, evde, tatilde ve hatta yatakta uyumadan hemen öncesine kadar bize eşlik eden telefonlarımız, bilgisayarlarımız sağlığımızı nasıl etkiliyor?






Bize Ulaşın

İLETİŞİM

İlgi alanımızdaki nörolojik konularla ilgili bir rahatsızlığınızın olduğunu düşünüyorsanız aşağıdaki iletişim yöntemlerinden birini kullanarak bizimle iletişime geçebilirsiniz.


İLETİŞİM

0530 820 84 00




Takipte olun

SOSYAL MEDYA

Sosyal medya hesaplarımızdan bizi takip edebilirsiniz.