Murat Aydın

1993’ten beri baş ağrısı yaşayan birinin (25 yıllık bir süreye tekabül ediyor) hayat hikâyesini, ağrılarını, sevinçlerini, tedavisini ve sonuçta bu ağrılarla nasıl başa çıkmasını öğrendiğini ve son olarak bütüncül tıp sayesinde kronikleşen bu ıstıraptan nasıl kurtulduğunu öğreneceksiniz.

murat-aydin.jpg

Ağrılar kâbusunuz olmasın, çözümü basit

Hikâyenin bütününe başlamadan önce kısa bir özet geçmenin faydasını olacağını düşünüyorum. 1993’ten beri baş ağrısı yaşayan birinin (25 yıllık bir süreye tekabül ediyor) hayat hikâyesini, ağrılarını, sevinçlerini, tedavisini ve sonuçta bu ağrılarla nasıl başa çıkmasını öğrendiğini ve son olarak bütüncül tıp sayesinde kronikleşen bu ıstıraptan nasıl kurtulduğunu öğreneceksiniz. Zaman içinde sürekli değişen tedaviler, tavsiye üzerine gidilen yeni doktorlar, geleneksel tıp uygulamaları, babaanne reçeteleri… Hepsi bir şekilde üzerimde uygulandı, ama maalesef bu ağrılara bir türlü çözüm bulunamadı… Ta ki bundan 3 ay öncesine kadar…

Annem hayata genç yaşta veda etmişti ve bizler hala onun o kırsal bölgede yaşamanın dezavantajından dolayıdır ki ölümüne sebep olan hastalığı bilmiyoruz… Kimi kalp krizi der, kimi yüksek tansiyon, kimi zehirli guatr… Konumuzla bunun çok ilgisi yok ama şunu söylemek mümkün ki annemin geçmeyen şiddetli baş ağrıları da vardı. Ve ağrıların biraz da kalıtımsal olduğunu düşünerek, ben de ve iki kardeşimde de benim kadar şiddetli olmasa da baş ağrıları var.

Hayat kurtarıcı ama mide delen mavi hap!

Benim baş ağrılarımla tanışma dönemim ise üniversite yıllarımın tam da ortasına denk geliyor. Hatırladığım kadarıyla 1993’ten itibaren şiddetli olmasa da sadece alnımda toplanan ağrılar yaşıyordum ve kot pantolonumun bozuk para cebinde (ağırlık yapmasın diye küçük küçük taneler halinde keserdim tableti. Her gün yanıma bir ya da iki tane alırdım bu şekilde) Majezik taşırdım. Belki de bu ilacı Türkiye’de ilk ve en uzun süreli kullananlardan biriyimdir. Öyle ki bundan 3-4 yıl öncesine kadar bıraktığımda maalesef ülsere yakalandığımda artık geç kalmıştım; zira doktorum ‘uzun süreli kullanımlarda ciddi mide rahatsızlığı yaratır’ demişti.

1993’te başlayan baş ağrılarım hayatımı çok fazla olumsuz etkilemiyordu, alnımda biriken bir ağrı vardı ve Majezik kullandığımda geçiyordu. Malum üniversite yıllarında bize (aman oğlum başını üşütme ağrı yapar, şapka tak, duştan sonra hemen çıkma dışarı, atkı kullan vb) gibi nasihat veren de yoktu. Biz de çok dikkat etmezdik bu tür korunma yöntemlerine. İlk bir kaç yıl herhangi bir doktora gitmedim. Ağrılar biraz daha şiddetini artırınca sanırım 1996’da Çapa Tıp Fakültesi’ndeki ağrı merkezine gittiğimde beni muayene eden nörolog ‘gerginlik tipi migren’ teşhisi koymuştu. Ve bana geçmeyen ağrılarım olursa Relpax’ı kullanabilirsin demişti. Ben o günden sonra bir ya da iki kez Relpax’ı kullandım. Hem pahalı olması hem de içerisinde adet olarak az olması nedeniyle pek itibar etmedim; hayatımın o mavi renkli ağrı kesicisini kullanmaya devam ettim.

Akupunkturla tanışma dönemi

2000’li yıllardan sonra ağrılarımda bir değişiklik olmaya başladı. Daha önce alnımda toplanan ağrı, sonra yavaş yavaş şiddetli olmasa da göz etrafında kümeleniyordu. Gözlerimde bozukluk olduğundan dolayı göz kontrollerimi ihmal etmiyordum ama yine de emin olmak için randevumu erkene alarak muayene oldum ve gözümde her hangi bir olumsuzluğun olmadığını öğrendim. Tekrar başka bir nöroloğa gittiğimde ‘migren ağrılarımın zaman zaman herhangi bir göz etrafında toplanabileceğini ve bunların daha önce yaşadığım ağrılardan daha şiddetli olabileceği’ uyarısını aldım. 2006 yılına kadar zaman zaman alında kümelenen, zaman zaman ensede başlayıp tüm kafanıza yayılan ve zaman zaman da tek göz etrafında vuku bulan ağrılar yaşamaya devam ediyordum.

O dönemler Türkiye’de sağlık alanında yeni bir furya dönüyordu: Alternatif Tıp, akupunktur…

Nedir, nasıldır derken kendimi Nişantaşı’nda özel bir klinikte buldum. 2 ay boyunca vücuduma haftada bir, bazen iki akupunktur yaptırmaya başladım. Bu bölümü uzatarak sizlerin de zihnini bulandırmak istemem ama kısa bir süre için kısa bir rahatlama sağladım. Sonra yeniden nüksedince ağrılar, pahalı bir yöntem olması, vücuda fazlasıyla batırılan ve beni de rahatsız eden bu yöntemin bir türlü ağrıyı engellememesi üzerine bıraktım. Sonuçta denenmemiş bir deneyimimiz oldu!

Yumurtaya alerjim varmış!

2010’lu yıllara geldiğimizde ağrılarımın şiddeti ve sayısı da (haftada 2) daha da artmıştı. Artık göz etrafında kümelenen ağrılar çok daha fazla oluyordu. Bazen Majezik de işe yaramıyordu artık. Yeni bir doktorla tanıştım ve kendisi bana ‘migren’ teşhisi koyarak, antidepresan tedavisi başladı. Bu arada gıda intolerans testi yapmamı tavsiye etti. Bu testi yapınca 3 ürüne karşı alerjimin olduğu saptandı. Ama burada asıl önemli olan orta şiddette alerji gösterilen ürün yumurtaydı! Doktorumla bunu görüşünce “evet senin migren ağrıların var ama yumurta da senin bu tür ağrılarını tetikliyor. Bugünden itibaren 4 ay yumurta yok” demişti. Sonuçta her gün yumurta yiyen biriydim ve olabilirdi bu. Denemeye karar verdik. Antidepresan tedavisi ile birlikte, günlük olarak yumurta tüketmemeye başladım ama yumurta içeren ürünler de almadım değil. Zaten her ürünün içinde neredeyse yumurta var ve takdir edersiniz ki bunun mideme girmesini engelleyecek bir filtre yöntemim yok! Sonuçta doktorum evet o dönem için haklı çıktı, ağrılarım yarı yarıya azaldı. 4 ay sonra sadece hafta sonları yumurta yemeye başladım. Bir müddet daha böyle azalmış ağrılarla idare ettim, fakat sonra sanırım 1 yıllık süre sonunda ağrılar yeniden nüksetmeye başladı. Sonuçta biz kendimizi yumurta yememekle cezalandırdık ama geçici bir fayda sağlayabildik.

Şiddetli dönemler

Bu yazıyı yazmadan önceki 6 ay öncesine kadar ki süreci anlatmak istiyorum şimdi de… 2017’nin Temmuz ayına kadar olan ki süreçte günde 2 ya da 3 ağrı kesici kullanmaya başlamıştım. Mide sıkıntısı çektiğim için Majezik’ten sonra, Arveles’e başlamıştım. Ara sıra da tabi ki geçmeyen şiddetli ağrılarda Relpax kullanıyordum. Faydası oluyor mu derseniz, evet şiddetli ağrılarda bir çözümdü. Bu zaman içerisinde bu ağrılarla hayatımı götürmeye çalışıyordum. Artık ağrı benim vazgeçilmez bir parçamdı. Ailem, arkadaşlarım, dostlarım, iş çevresi de bunu kanıksamış; kimi yardım etmeye çalışıyor; kimi hacamat öneriyor, kimi kekik suyu, kimi gül suyu! Bunlar da zaman içinde denenmedi değil tabi, bir tek hacamat hariç! Ona da tıbben karşı olduğum için yapmadım. Günlük ağrılarımı basit ağrı kesicilerle idare ediyordum. Ara ara kendimce çözümler de. Örneğin sıcak duş iyi geliyordu bana. Dakikalarca duştan çıkmamaya başlamıştım. Bazen günde iki ya da üç kez…

Başınız mı ağrıyor, seksten uzak durun!

Bu ağrının hayatınızı nasıl alt üst ettiğini anlatmama imkân yok, belki de gereksiz; ama dedim ya o artık sizin bir parçanız. Öyle ki ağrı olmadığı zaman kendinizi bir boşlukta hisseder hale geliyorsunuz. Bundan dört ya da beş ay öncesine kadar spor yapan biri değildim. Oksijenin vücut için ne anlama geldiğinin bile farkında değilim ki kapalı bir ortamda çalışan biri olmama rağmen, bu tür ayrıntıları hayatımızdan hep es geçtik. Depresif karakterli, iş sorumluluğu ağır, haksızlığa tahammülsüzlük, adil-eşit olma, özgürlüğüne son derece bağlı, disiplinli biriyseniz eğer, var olan ağrılarınızla baş etmek daha zor. Çünkü bunları kontrol etme gücünü elinizde bulunduramıyorsunuz. Sinirlendiğiniz an baş ağrısı, üzüldüğünüz an yine baş ağrısı, sıkıntı, tasa, üzüntü… Sonuç hep aynı. Hatta inanmayacaksınız ama benim anlık sevincim, heyecanım bile ağrıyla sonuçlanıyor. Gün içinde zaman zaman kas gevşetici kremi boyun bölgesine yedirdiğim zaman gevşiyordum. Ağrılarımda bir şey daha fark ettim ki, başınız ağrıyorsa sakın seks yapmayın! Tecrübeyle sabit. Hani kadınların ‘bugün olmaz, başım ağrıyor’u var ya, işte tam da dediğim bu. Ağrı varken seks yaptınız takdirde, o ağrı geçmiyor; tam tersi daha da şiddetleniyor. Varın gerisini siz düşünün bu ağrının hayatınızı nasıl geriye götürdüğünü…

Alkolü azalt

Az daha unutuyordum, ağrılarımın nasıl olduğu hakkında bilgi vermeyi. 3 tür ağrı yaşıyorum. Birincisi enseden başlayan (genellikle stres, ani sevinç, üzüntü sebebiyle), ikincisi alnın tüm bölgesinde hissedilen ve normal ağrı kesiciyle giderilmesi mümkün olan. Üçüncüsü ise göz etrafında şiddetli hissettiren… İşte gördüğünüz gibi benim ağrılarım içinde beni en çok uğraştıran ise bu üçüncü grup. Alında başlayıp, tek göz etrafında kümelenen ve size göz ameliyatı olmuş hissi veren şiddetli bir durum. Bu ağrı geldiğinde iş yerinde isem hemen Relpax, evde isem önce sıcak duş, ardından Arveles… Geçmez ise Relpax. Bu ağrıyı yaşadığınızda ise hayatınız alt üst oluyor. Konuşmak istemiyorsunuz, gürültü, ışık hepsi sizin için olumsuz. Böyle bir ağrıyı iş yerinde yaşamışsanız ise vay halinize… Bunlarla yaşamaya alıştım kendimce, dedim ya ağrısız geçen günüm nadiren çok azdı. Şiddetli bir ağrı sonrası uyandığınız ikinci gün ise kendinizi inanın yeniden doğmuş bir çocuk gibi hissediyorsunuz. Alkol alınan bir geceden sonra da baş ağrısı yaşıyor ve normal bir ağrı kesici ile ertesi gün hayatımı devam ettirebiliyordum. Alkol evet ağrı yapıyor, ama kesinlikle Relpax kullandığım gün olmamıştır bu konuda. Kaliteli şarap içerseniz ağrı yaşamıyorsunuz, ama ucuza kaçarsanız maalesef sonu hüsran! Rakı içmeyi seven biri olarak söyleyebilirim ki her içtiğimde ağrı yaşıyorum. Bu yüzdendir ki alkolü de mecburiyetten azalttım.

Kâbus başlıyor

Beni Cerrahpaşa Üniversitesi Nöroloji Bölümü’nden Prof. Dr. Derya Uludüz’e sevk eden ise 2017’nin Temmuz ayından itibaren başlayan şiddetli ağrılar. Haftanın 5 günü ağrı yaşar hale geldim, bu dönem zarfında sürekli ağrı kesici kullanıyordum ve 2 adet Relpax kullandığım zamanlar da oluyordu. Her sabah başlayan ve geçmeyen ağrıdan bahsediyorum. Sabah kalktığımda alın bölgesinde başlayan ve zaman içinde yine tek bir göz etrafında kümelenen bir ağrı. Bazen bu ağrılar 24 saat sürüyordu. Hatta bir keresinde hastanenin acil bölümüne başvurmuştum ve damardan verilen iki ağrı kesici derdime çare olamamıştı. O günkü ağrı tam tamına 27 saat sürmüştü. Hastaneden çıktığımda ağrılarım devam ediyordu, dozunda bir eksilme olmamıştı. Ancak gecenin bir yarısında şiddetini yüzde 50 azaltmıştı. Bu dönem içerisinde yaşam düzenimi çok da kontrol edemiyordum. Beslenme düzenim berbat, spor yok, stres devam… Ne olmuştu da vücut bu kadar şiddetli ağrılar üretecek kadar çökmüştü? Ağrı kesicilerin de artık zaman faydasını görmüyordum. Düşünsenize her sabah kalktığınızda çoğunlukla baş ağrısı ile uyanıyorsunuz ve o ağrı bütün gün hayatınızı alt üst etmeye yetiyor. Bu ağrıyla birlikte stresiniz, sinirlilik durumunuz da maalesef artıyor.

Hayatımı alt üst eden gerçeklerle yüzleşme

Derya Uludüz’e gitmeden bir hafta önce bir tanıdık vasıtasıyla bu kez de alın bölgesine yapılan botoksu denemek istedim. Pahalı bir yöntem olmasına rağmen bu operasyonu yaptım. Doktorum etkisinin 15 gün sonra başlayacağını söyleyerek sabretmemi istedi. Botoks yaptıktan sonraki ilk üç gün ağrı yaşamadım, ama üçüncü günden sonra iki adet şiddetli ağrım oldu. Bunun da bir çözüm olmadığını düşünerek Derya Hoca’ya ulaştım. Derya Hoca’ya gitmeden önce bana gönderdiği ‘kapsamlı bir sağlık öyküsü formu’ doldurdum. Bu formda ise yok yoktu. Ailemdeki ölümler, hastalıklar, beslenme düzenim, hastalıklarım, yeterince su içip içmediğim, kalp sorunu olup olmadığım, iş yeri ortamım, cinsel hayatım, yüksek gerilim hattına yakın oturup oturmadığım, sigara-alkol kullanıp kullanmadığım, şu ana kadar yapılan ağrı tedavileri, kan testlerim, hangi besinleri çoğunlukla tüketip tüketmediğim, ağrı merkezlerimin neresi olduğu, evde yeni halı olup olmadığı, yatağımın kalitesi, kuru temizleme ürünlerin kullanıp kullanmadığı vb… Aklınıza ne gelirse artık… Formu dikkatli bir şekilde okuyup doldurunca, hayatımı ne kadar da berbat bir şekilde yönettiğim de ortaya açıktı. Bunları Derya Hoca’ya götürüp teslim ettiğimde, çok iyi hatırlıyorum hocanın tepkisini: “Oooo, sen de yok yokmuş, Başının ağrısı normal.”

Tedavi dönemi

Bu anketi okuyan Derya Hoca’nın tabi ki işi zordu. Zira gerçekten o formu doldurduktan sonra benim de ilk tepkim, “oha…” olmuştu. Sağlığım için hiç bir şeye dikkat etmiyordum ve sadece baş ağrısının, kafada başlayan ve kafada biten bir semptom olduğunu düşünüyordum. Oysa hayır, ayaktan tutun beyninize kadar bir bütün olarak değerlendirdiğimiz zaman benim vücut iflas etmişti. Sonuçta bu gerçekle Derya Hoca’nın uyarısıyla karşılaştım. Vücudu bütün olarak değerlendirmek lazımdı, Bütüncü Tıp denen bir şey vardı. Herhangi bir yerinizdeki ağrının sebebi sadece oradaki neden olmayabiliyordu bazen. Benimki de tam da buydu. Yeme içme konusunda vücudum çökmüştü, bağışıklık sistemin berbattı, vücudumda protein miktarı yeteri kadar değildi, kan şekerim sürekli düşüyordu, bu da benim baş ağrılarımı tetikliyordu. Fazla ya da az uyku yine baş ağrısını tetikleyici unsurlardan biriydi. En az 7, en fazla 9 saat uyumam gerekiyordu. Hafta sonu bu düzene ayak uydurmadığım için çoğunlukla ağrı yaşayabiliyordum. Gece uykularım bölünüyordu, ürolojik bir sıkıntı olduğu için; bu yüzdendir ki kaliteli bir uyku maalesef yoktu hayatımda. Derya Hoca sonuçta bir tedavi yöntemi önerdi bana, ama bu tedavide kesinlikle ilaç yoktu. Zaten ben de kullanmak istemiyordum artık. Önce bağışıklık sistemini düzeltecek probiyotik besinler, D vitamini, çinko-krom vitamin takviyeleri kullanmam gerektiği söylendi bir müddet. Ve de en önemli ‘melatonin’le tanıştım. Geceleri belirli saatler arasında salgılanan bu hormon, kaliteli bir uyku uyumak için en önemli etken. Özetle bunun eksikliği durumunda ise uyuduğunuz uykunun size faydası olmayacağı… Zor bulunan bu vitamini 6 aylık bir dönem içinde her gece yatmadan önce almam gerekiyordu. Ve tedaviye bütün vitaminleri temin ettikten sonra başladık… Derya Hoca ile ilk buluşmamızda başımdaki ağrı merkezlerini kontrol etti ve kaşlarımın hemen altındaki sinir bölgesi ile boyun kısmındaki bir kaç bölgeye iğneler yaptı. Bu aynı zamanda kan akışını hızlandıracaktı. Verdiği bir kaç vitaminlerden biri de bu kan akışı için yardımcı olacaktı.

Sonuç

Tedaviye başladıktan yaklaşık 10 gün sonra etkisini görmeye başlamıştım. Uykularım melatonin sayesinde daha kaliteli, aldığım vitaminler ve bağışıklık sistemini düzenleyen ürünlerden sonra kendimi daha iyi hissediyordum. Vücudum kısa süre içinde toparlanmaya başlamıştı. Ağrılarım da yavaş yavaş azalmaya başlıyordu. Bu dönem içinde tabi ki de bir ismi özellikle anmam gerekiyor. Derya Hoca’nın yönlendirdiği Ağrı Psikoloğu Ayhan Bingöl’le de uygulanan tedavi boyunca haftada bir görüşmemiz oldu. Onunla olan görüşmemizde var olan ağrılarımın geçmişi, nasıl yönetilebileceği üzerinde konuştuk. Hayat felsefem, öfkem, sevinçlerim, doğru nefes alıp almadığım, hayatımdaki sorunlar ve bunlarla nasıl baş ettiğim gibi konular hakkında sürekli konuştuk. Anladım ki, vücuttan sonra beyin de çökmüştü! Ve Ayhan Hoca bunlarla nasıl başa çıkmam gerektiği konusunda bana inanılmaz derecede yardımcı oldu.

Bu satırları karalarken tedavimin üçüncü ayını doldurmuştum. Sonuç ne diye sorarsanız, hemen söylemem gerekiyor. Derya Hoca’ya gitmeden önce haftanın 5 günü yaşadığım ağrılarımdan eser kalmamıştı. Tamamıyla sıfırlanmadı tabi ki, ama yüzde 70’lik bir iyileşme sağladım. Ağrılarım hem adet olarak sayısı azaldı, hem de şiddeti. Şimdi bu ağrıları çok daha rahat kontrol altına alabiliyorum. En önemlisi son 2 ayda Relpax denen o güçlü ağrı kesiciyi kullanmayı bıraktım. Şu anda sadece hayatımda Arveles var. Tedavi başladıktan sonra ayda 4 ya da 5 ağrı yaşadım, muhtemelen bunlar da zaman içinde sayısını azaltacak gibi. Çünkü yaşadığım bu 5 ağrıdan iki tanesinin sebebi belli, bunlara ben yol açtım. Stresi artırınca, ya da gereksiz yere aşırı sinir yapınca bu ağrılar kendisini zaman zaman hissettiriyor. Ama dedim ya; bunlar da başa çıkılmayacak ağrılar değil. Haftanın 5 günü ağrı yaşayan biriydim, şimdi bir ayda maksimum o ağrı sayısını görüyorum.

Ağrılarımız kaderimiz değil, bunlarla yaşamak zorunda da değiliz. Ben iki doktorun beni uyarısıyla kendi hayatıma çeki düzen verdim, zira benim ağrılarım benim hatalarım kaynaklı. Çünkü her iki doktor da bana ağrılarımın ‘migren’ olmadığını, ‘kronik baş ağrısı’ sendromu yaşadığımı söyledi. Evet, migren ağrılarından farklı ağrılar yaşıyordum, sonuçta her gün migren krizi olmazdı. Bu ağrıları yaşayan biri olarak şunu hatırlatmayı özellikle istiyorum. Evet, bir uzmandan mutlaka yardım alın. Hayatınızı kontrol edemiyorsanız, yönlendiremiyorsanız bir uzmana mutlaka danışın. Ve de en önemlisi hayatınızı önemseyin. Şiddetli ağrılar yaşıyorsanız eğer, bilin ki vücudunuzda bir su kaçağı var; bunu da mutlaka tamir etmeniz gerekiyor. Ben Derya ve Ayhan Hoca sayesinde bunu öğrendim. Beynin sadece beyin olmadığını, vücudun bir bütün olduğunu, vücudun herhangi bir yerinde meydana gelen bir arızanın bütün sistemi alt üst edebileceğine tanık oldum. Düzeltmek elbette elimizde. Bu tedavi boyunca yeme-içme konusunda daha hassas olurken, gereksiz sinirliliğe son vermeye çalıştım. Hayata biraz daha pozitif bakmaya, küçük hasarların bana zarar vermemesini öğrendim. Bu beyni ben adam edecektim. Doktor tavsiyesiyle spor yapmaya, haftada en az 4 defa 45 dakikalık yürüyüşler, diyafram nefesi egzersizlerine başladım. Diyaframdan nefes aldığımda ise daha önce nefes almadığımı, beyne giden oksijenin vücutta neler yapabileceğini öğrendim. Vücudumu dinç tutmak gerekiyordu her şeyden önce…

Velhasıl vücudunuzu bütün olarak düşünün. Unutmayın, ne yerseniz o’sunuz!

Murat Aydın

46 yaşında/gazeteci





Bize Ulaşın

İLETİŞİM

İlgi alanımızdaki nörolojik konularla ilgili bir rahatsızlığınızın olduğunu düşünüyorsanız aşağıdaki iletişim yöntemlerinden birini kullanarak bizimle iletişime geçebilirsiniz.


İLETİŞİM

0212 414 30 00
Dahili: 22334




Takipte olun

SOSYAL MEDYA

Sosyal medya hesaplarımızdan bizi takip edebilirsiniz.