Orta yaş krizi ve boşanmaların sebebi hormonlarımız mı?

Hormonlarımızın bizi ele geçirmiş olduğunu ve her şeyi kontrol ettiklerini söylesem ne dersiniz? Zihinsel, duygusal veya fiziksel her tür olay karşısında hormonlarımızla yanıt veriyoruz ve fazla kullandığımız hormon daha çabuk tükeniyor.

21.12.2018 tarihinde cnnturk.com'da yayınlanan yazımız.
orta-yas-krizi-ve-bosanmalarin-sebebi-hormonlarimiz-mi-1200x675.jpg

Hormonlarımızın bizi ele geçirmiş olduğunu ve her şeyi kontrol ettiklerini söylesem ne dersiniz? Zihinsel, duygusal veya fiziksel her tür olay karşısında hormonlarımızla yanıt veriyoruz ve fazla kullandığımız hormon daha çabuk tükeniyor.

Sürekli stres altında yaşıyorsak stres hormonu kortizol davranışlarımıza yanıt vermek, bizi korumak için daha fazla salgılanıyor ve sonuçta daha erken tükeniyor. Bir süre sonra da stresle başa çıkmakta artık zorlanıyoruz. Hani tükenmişlik sendromu dedikleri son yıllarda moda olan konu tam da bununla ilgili aslında.

Hormonlar yoğun kullanım ile olduğu kadar ilerleyen yaş ile de azalıyor. Hormonal değişikliklerle baş etmemiz çok da kolay olmuyor. Menopoza giren kadınlar kış ortasında camları açık yatabilecek kadar ateş basmaları, sinirlilik, öfke patlamaları, cinsel istekte azalma yaşayabiliyorlar. Öyle ki, bu hormonal dengesizliklerin etkisiyle, pahalı kırışıklık kremleri, lüks otomobiller alınıyor; bir dans kursuna veya gezi grubuna katılınıyor; aldatmalar görülüyor; her iki eş de birbirlerinin ne kadar değiştiğinden şikâyet ediyor.

Hormonal değişikliklerle birlikte orta yaş döneminde ‘hayat çok hızlı geçti’, ‘hiç istediğim gibi yaşayamadım’, ‘hep koşturdum hiç eğlenemedim’, ‘artık yaşlanıyorum güzelliğimin/yakışıklılığımın son günleri’ düşünceleri sürekli kafamızı kurcalar hale geliyor. Aslında bunu bize hormonlarımızın yaptırdığını farkında değiliz. İronik olarak, bu durum ilişkiler ve evlilikler üzerinde yoğun stres oluşturabiliyor. İlerleyen yaşla özgüven sorunları, cinsel istekte azalma, kariyer veya emeklilik durumu değişikliği, depresif eğilim sorunları çoğalıyor. Ne yazık ki, hayatın bu aşamasında boşanmalar da oldukça sık görülüyor.

Cinsel hormonların yanında stres hormonları da saldırgan eğilim, aşırı hassasiyet ve duygusallık gibi belirtilere yol açarak boşanmalar için kilit bir risk faktörü olabiliyor. Örneğin evliliğin ilk günlerinde gayet mutlu olan çiftlerde stresi tetikleyen hormonların, ileriki yaşlarda boşanma olasılığı üzerinde etkili olabileceği bulundu. Acil stres durumlarında “savaş ya da kaç” hormonu olarak salgılanan epinefrin, norepinefrin, ACTH ve kortizol hormonları, ilişkilerin uzun ömürlülüğünde söz sahibi. Stres hormonları çok sık salgılanan çiftlerde 10 yıl içinde boşanma olasılıkları yüzde elli daha fazla.

Hormonlar erkekleri nasıl etkiliyor?

Testosteron Eksikliği

Testosteron düzeyleri doğal olarak yaşla birlikte azalır ve 40’lı yaşlardan sonra eksiklik belirtileri başlayabilir. Testosteron hormonunun azaldığı andropoz döneminde psikolojik, cinsel sorunlar yanı sıra sağlık sorunları da ortaya çıkabiliyor. Testosteron eksikliği, cinsel isteği azaltır, cinsel ilişkiden zevk almayı zorlaştırır, sertleşme sorunlarına yol açar. Düşük testosteron, aynı zamanda, sinirlilik, halsizlik, kilo artışı, kas eklem ağrıları, gergin ve depresif ruh haline neden olur. Yani yaşınız ilerledikçe cinsel sorunlarınız başlamış ve daha sinirli hissediyorsanız Testosteron seviyelerini kontrol ettirmekte fayda olacaktır. Testosteron seviyeleri andropoz dönemi dışında kronik stres yaşıyorsanız, diyabet hastalığında, yoğun alkol veya sigara kullanımında, uyku sorunları ve östrojen baskın olduğunda da azalır.

Östrojen baskınlığı

Modern yaşamla birlikte vücudumuzda biriken ve östrojeni taklit eden pek çok zararlı maddeye maruz kalıyoruz. İşlenmiş gıdalar, antibiyotik verilerek yetiştirilen çiftlik hayvanları, böcek ilaçlı sebze ve meyveler, plastikler, kişisel bakım ve temizlik ürünleri östrojen fazlalığını tetikler. Bu durumda, sabah ereksiyonları azalır, sertleşme sorunları ortaya çıkar, göğüslerde büyüme olur, kas kitlesi kaybı artar ve vücut tüyleri dökülür. Ayrıca bunlara yorgunluk, depresyon, idrara çıkmada zorluk, halsizlik, özgüven eksikliği ve kısırlık da eşlik edebilir. Vücudunuza bir bakın, göğüslerde dikkatinizi çeken büyüme ve kıllarınızda dökülme görüyorsanız östrojen seviyenizi kontrol ettirmek mantıklı olacaktır.

Hormonlar kadınları nasıl etkiliyor?

Testosteron eksikliği

Testosteron hormonunun sadece erkeklere özgü hormon olduğunu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Testosteron kadınların ruh hali, enerji seviyesi, kas kitlesi, kemik yoğunluğu ve cinsel yaşamında etkili bir hormondur. Testosteron düşük olduğunda, cinsel istekte belirgin azalma olur ve orgazmlar zorlaşabilir. Düşük testosteron cilt renginde soluklaşma, kırışıklıklar, ciltte kuruluk, yorgunluk, anksiyete, depresyon ve kilo alımına neden olur ve bu etkiler aşırı duygusallaşmaya yol açar. İlerleyen yaş, doğum kontrol hapı kullanımı, östrojen baskınlığı, böbreküstü bezi sorunları ve erken menopoz kadınlarda testosteron eksikliğine neden olur.

Östrojen dengesizlikleri

Kadınlarda östrojen düzeyleri dengede olmalıdır, fazlalığı da eksikliği de sorun yaratır. Östrojen eksikliği sıklıkla menopoz döneminde, doğum kontrol hapı kullanımında, tiroit problemlerinde ve aşırı egzersiz yapıldığında görülür. Düşük östrojen, cinsel isteği azaltır, vajinal kuruluğa neden olur ve cinsel ilişkiyi ağrılı hale getirir. Östrojen hormonu kendinizi enerjik ve mutlu hissetmek için gerekli olan beyin kimyasalları ile iletişim halindedir ve eksikliğinde sinirlilik, tahammülsüzlük ve depresif duygu durum görülebilir. Östrojen fazlalığı toksik bileşiklerin vücutta birikimi ve stres gibi nedenlerden kaynaklanır. Östrojen fazlalığı, cinsel sağlığınız için sorun yaratır, yorgunluk, baş ağrısı, vücutta şişkinlik, saç dökülmesi ve kilo alımına yol açabilir.

Progesteron fazlalığı

Vücudumuzu annelik psikolojisine hazırlayan progesteron özellikle doğum sürecinde baskındır. Kadınlarda progesteronun hamilelik ve emzirme sürecinde baskın olması cinsel isteği azaltır, orgazmı engeller, hafif depresyona neden olur. Doğum sonrası zaman zaman depresyonda hissetmemizin ana nedeni progesteron fazlalığıdır. Artan progesteron çiftlerin doğum sonrası cinsel yaşamlarında sorunlar yaratabilir ve yaşanan boşanmalara katkısı olabilir.

Hormonlar hem erkekleri hem de kadınları nasıl etkiliyor?

Oksitosin dengesizlikleri

Oksitosin, aşk hormonu olarak adlandırılan ve kişilerin birbiriyle derin ve kalıcı bağlar geliştirmesine yardımcı olan bir hormondur. Oksitosin aynı zamanda zevk hissi veren ve ruh halinizi iyileştiren dopamin hormonunu da salgılar. Oksitosin eksikliği, sinirlilik, anksiyete, zayıf iletişim, bağlılıktan yoksun cinsellik, uyku bozuklukları, yaşam sevinci eksikliği, orgazma ulaşma zorluğu ve kadınlarda vajinal kuruluk gibi pek çok soruna yol açar. Özellikle hamilelik sonrası hormonal dalgalanmalar, boşanmaları tetikler. Hamilelik sırasında ve doğumdan sonra düşük oksitosin düzeyine sahip kadınların boşanma sıklığı daha yüksek. Oksitosin bu noktada iki yönlü fayda sağlar, doğumdan sonra salınarak bebekle anne arasında bağ kurar ve emzirmeye yardımcı olur. Stresle başa çıkarak sosyal ve aile ilişkilerimizi iyi yönde düzenler.

Evlilikte kortizol bağlantısı

Kortizol vücudumuzu çevreden gelecek tehlikelere karşı koruyan hızlı tepkiler vermemizi sağlayan stres anında salgılanan hormondur. Öğrenme, hafıza ve bağışıklık sisteminde rol oynar. Sağlıklı bir insanda, uyandıktan kısa bir süre sonra kortizol yükselir, sonra bütün gün azalışa geçer, yatmadan önce en düşük seviyeye iner. Sürekli stres altında iseniz kortizolünüz uzun bir süre yüksek kalacaktır. Kortizol, yüksek seviyelerde saldırganlığa ve sinirliliğe yol açar, bu da çiftler arasındaki gerginliği artırabilir. Yapılan araştırmalarda, çiftlerin kortizol seviyelerinin birbiriyle senkronize olduğu görülmüştür. Yani eşiniz yüksek bir kortizol seviyesine sahipse sizde de bu stres hormonunun miktarı artıyor. Böylece mutsuz çiftlerin evlilikleri daha sıkıntılı olabiliyor. Bu yüzden karşılıklı eşlerin stres düzeylerini azaltması çok önemli.

Hormonal dengeyi sağlamak için neler yapılabilir?

  • Hormonal dengeyi sağlamak için, tam tahıllı, organik, ve bitkisel gıdaları tüketin. Basit karbonhidrat ağırlıklı diyetten, bitkisel yağlardan, işlenmiş ve kızarmış yiyeceklerden uzak durun. Kakaolu çikolata, muz, greyfurt, fındık, avokado, kuşkonmaz, kırmızıbiber, ceviz gibi besinler, cinsel isteğinizi artırabilir. İstiridye, cinsel dürtüyü ve içerdiği yoğun çinko ve B12 vitamini sayesinde Testosteron seviyelerini artırır.
  • Uyku kaliteniz önemli. Yeterli miktarda uyumaya dikkat edin. Uyku sırasında stresin zararlı etkileri vücuttan atılır, rahatlatıcı ve mutluluk verici hormonlar salgılanır. Ayrıca cinsel hormon seviyeleri de dengeye girer.
  • Dengesiz hormonlar ve stres ile ilişkili olan fazla kilolarınızı, doğru beslenme ve egzersiz ile azaltın.
  • Eğer siz veya eşiniz cinsel isteğini kaybetmişse veya alışılmadık bir şekilde yorgunsa, sinirliyse, karamsarsa, tükürük, idrar ve kan testleri yoluyla hormon düzeylerinize baktırın. İlişkinizin sağlığı için, her ikinizin de hormon seviyeleri dengelenmelidir.
  • Eşinizle aranızda duygusal bir kopma hissederseniz, fiziksel iletişiminizi artırın. Fiziksel temas, sarılmak, el ele tutuşmak bile oksitosin düzeyinizi artıracak ve duygusal bağınızı güçlendirecektir. Orgazmın oksitosin seviyelerini beş kat artırdığını da ekleyelim.




Bize Ulaşın

İLETİŞİM

İlgi alanımızdaki nörolojik konularla ilgili bir rahatsızlığınızın olduğunu düşünüyorsanız aşağıdaki iletişim yöntemlerinden birini kullanarak bizimle iletişime geçebilirsiniz.


İLETİŞİM

0212 414 30 00
Dahili: 22334




Takipte olun

SOSYAL MEDYA

Sosyal medya hesaplarımızdan bizi takip edebilirsiniz.