Yaşa Bağlı Hafızada Etkilenme

Yaşa Bağlı Hafızada Etkilenme

Kognitif işlev (beyin kapasitesi) 20 yaş civarında zirveye ulaşır ve yaşamın geri kalan yıllarında giderek azalmaya başlar. Yaşlanma, kognitif işlevde kademeli bir düşüş ile ilişkilidir. Bu nedenle ilerleyen yaşla zihinsel görevlerin tamamlanması daha uzun sürer, hafıza ve dikkat azalabilir.

Yaşa bağlı kognitif etkilenme beynin öncelikle hücresel düzeyde yaşlanması ve inflamasyonunu içeren karmaşık bir süreçtir. Yaşa bağlı kognitif etkilenme, yaşı ile karşılaştırıldığında daha fazla ise ancak ciddi etkilenme olmamışsa, duruma hafif kognitif bozukluk denir.

Demans, kişinin yaşam aktivitesinde becerilerinin ciddi oranda etkilendiği kognitif gerilemeyi ifade eder. Neyse ki, daha aktif yaşam tarzı değişiklikleri, bilişsel eğitim ve kliniğimizde uygulanan hafıza takviye müdahaleleri ile kognitif bozulma oranını azaltıp yaşa bağlı kognitif gerilemeyi tersine çevirebilmekteyiz.

Hafızada Etkilenme için Risk Faktörleri nelerdir?

  • Yaş
  • Cinsiyet
  • Sedanter yaşam tarzı
  • Düşük eğitim seviyesi
  • Sigara içmek
  • Şişmanlık
  • İnsülin direnci / Tip 2 diyabet
  • Yüksek tansiyon
  • Yüksek kolesterol
  • Depresyon
  • Uyku bozuklukları
  • Uyku apnesi

Hafızada Etkilenme Belirtileri Nelerdir?

  • Planlama ve organizasyonda zorlanma
  • Kelimeleri bulmakta zorluk
  • Odaklanmada zorlanma
  • Kayıp eşyalar
  • Empati veya yargı kaybı
  • Uygun olmayan davranışlar

Beyin Sağlığını Korumak İçin Beslenme ve Yaşam Tarzı Değişiklikleriniz Nasıl Olmalıdır?

  • Zararlı bir beslenme düzeninden (basit şekerler ve doymuş yağlardan yüksek) Akdeniz tarzı bir beslenme düzenine (mono ve çoklu doymamış omega-3 yağları, lif ve polifenollerde yüksek) geçiş yapın
  • Özellikle akşam 19.00 sonrasında sabaha kadar yapılacak olan aralıklı oruç uygulaması öğrenmeyi ve hafızayı geliştirebilir
  • Satranç oynamak ve birden fazla dil konuşmak da dahil olmak üzere bilişsel uyarılma ve eğitim, bilişsel rezervi artırabilir ve beyin fonksiyonlarının kaybına karşı koruma sağlayabilir
  • Stresi yönetin ve iyi kalitede uyuyun
  • Sosyal faaliyetlerde bulunun özellikle güçlü sosyal ağlar bilişsel sağlığı koruyor
  • Egzersizin, bilişsel işlevin artmasına neden olabilecek beyin kaynaklı nörotrofik faktör seviyelerini arttırdığı bilinmektedir.
  • Orta düzeyde kafein tüketimi (günde 1‒2 bardak) bilişsel gerilemeye karşı koruma sağlayabilir

Hafızanın azalmasında Yer Alan Mekanizmalar

Tam olarak anlaşılamayan çoklu örtüşen mekanizmalara sahip karmaşık bir süreçtir. Aşağıda, yaşlılıkta kognitif gerilemeye katkıda bulunan bazı süreçler yer alır.

Kök Hücre Yaşlanması

1990’larda çığır açan çalışmalar, insan beyni kök hücrelerinin yaşam boyunca beyin dokusunu onarmaya ve yenilemeye devam edebilecek uzmanlaşmış bölgelerini ortaya çıkardı. Beyin kaynaklı nörotrofik faktör (BDNF) ve büyüme faktörleri, nöral kök hücre çoğalmasını ve nöronların ve nöronal bağlantıların oluşumunu teşvik eder. Beynin, çevreden gelen sinyallere yanıt olarak yeni nöronlar ve bağlantılar oluşturma ve sinir ağlarını yeniden düzenleme yeteneği, beyin plastisitesi veya nöroplastisite olarak bilinir. Yaşla birlikte nöral kök hücreler dış uyaranlara daha az yanıt verir.

Sirkadiyen Ritim Bozukluğu

Sirkadiyen ritim, beyin ve vücudu önemli şekilde etkileyen doğal bir döngüdür. Sirkadiyen saatler metabolik, fizyolojik ve davranışsal ritimleri, günlük yeme alışkanlıkları gibi çevresel döngülerle senkronize eder. Sirkadiyen sinyalizasyonla düzenlenen birçok bedensel işlev arasında öğrenme anıların geri çağrılması bulunur. Vardiyalı çalışma, kronik stres ve uyku bozuklukları gibi sirkadiyen saatin etkilenmesi, bilişsel gerilemeye katkıda bulunabilir.

Serebrovasküler Disfonksiyon

“Serebrovasküler” terimi, beyni besleyen kan damarlarını ifade eder. Beyindeki kan damarlarının yaşlanması ve ateroskleroz, serebral kan akışının azalmasına neden olur. Yaşla birlikte, beyin kan damarları daha sert hale gelir ve değişen kan basınçlarına, oksijen ve besin taleplerine daha az yanıt verir. Ek olarak, beyindeki kılcal yataklar yaralanma ve iltihaplanmaya karşı daha hassas hale gelir, nöronları yok edebilen ve bilişsel işlevi olumsuz yönde etkileyebilecek küçük kan pıhtıları gelişme riskini artırır.

Beyni besleyen kan damarları, endotel hücreleri (kan damarlarının iç astarını oluşturan hücreler) arasındaki kan-beyin bariyeri adı verilen benzersiz bir yapısal özelliğe sahiptir. Sağlıklı bireylerde, kan beyin bariyeri sıkı kontrol altındadır. Kan-beyin bariyerinin yaşla bütünlüğünü yitirdiği ve potansiyel toksinlere ve inflamatuar faktörlere gittikçe daha geçirgen hale geldiği gözlenmiştir.

İnflamasyon

Fiziksel aktivite eksikliği, zayıf beslenme, obezite ve tip 2 diyabet gibi sistemik inflamasyon ile ilişkili durumların tümü yaşa bağlı bilişsel gerileme ve bunama ile ilişkilendirilmiştir. Sağlıksız bir bağırsak mikrobiyomu, kan-beyin bariyerinin bozulmasına ve nöroenflamasyona katkıda bulunabilecek olası bir başka inflamatuar sinyal kaynağıdır.

Mitokondriyal Disfonksiyon ve Oksidatif Stres

Beyin, vücuttaki oksijeninin yaklaşık % 20’sini kullanır ve bu oksijenin yaklaşık % 85’i beyin hücresi mitokondrileri tarafından tüketilir. Beyin, özellikle mitokondriyal disfonksiyona duyarlıdır ve beyindeki serbest radikal üretimi son derece yüksektir. Sağlıklı bir beyinde serbest radikal üretimi, güçlü antioksidan savunmalarla dengelenir; bununla birlikte, yaşlanan bir beyinde glutatyon redüktaz ve süperoksit dismutaz (SOD) gibi antioksidan enzimler daha az aktiftir, bu da serbest radikal üretimini destekleyen ve yüksek oksidatif stres ortamı yaratan bir dengesizliğe yol açar.

Oksidatif stres, hücresel ve mitokondriyal DNA’ya, membranlara ve proteinlere zarar vererek beyin hücresi aktivitesinin azalmasına ve mitokondriyal disfonksiyonun artmasına katkıda bulunur. Mitokondriyal disfonksiyon daha düşük ATP üretimi ve daha fazla serbest radikal üretimi ile sonuçlanır ve nöral kök hücrelerin tükenmesine katkıda bulunur

Metabolik Hastalıklar

İnsülin direnci ve obezite gibi metabolik bozukluklar, kognitif bozulmaya ve bunamaya katkıda bulunur. İnsülin direnci ve obezitenin neden olduğu sistemik inflamasyon nöroinflamasyonu, beyin insülin direncini, beyin mitokondriyal disfonksiyonunu ve beyin oksidatif stresini tetikleyebilir. Bu koşullar sonunda nöronal hasara ve bilişsel gerilemeye yol açar.

Düzensiz kan lipit düzeyleri ve yüksek kan şekeri düzeyleri sürekli olarak kognitif işlev bozukluğu ile ilişkili bulunmuştur ve tip 2 diyabet, hafif kognitif bozulma riski ve bunamaya ilerlemesi ile ilişkili bulunmuştur. Ayrıca, Alzheimer hastalığı, iki yönlü bir ilişki gösteren, tip 2 diyabet geliştirme riskini artırır.

Anormal Protein Birikimi

Beta amiloid ve tau proteinleri beyinde normal olarak bulunur, ancak bu proteinlerin yüksek seviyeleri biriktiğinde nöronal fonksiyonu ve sinyal iletimini bozan yapısal değişiklikleri tetikleyebilirler. Yaşlanan beyinde β-amiloid proteinleri, artan üretim, azalmış atılım veya her ikisi nedeniyle nöronlar arasındaki boşluklarda birikir. Yüksek konsantrasyonlarda amiloid proteinleri birleşir ve nöronlar etrafında plaklar oluşturur. Tau proteinleri fosforilasyon adı verilen kimyasal bir işlemle hasar görür. Nöronların içindeki fosforile tau agregatları nörofibriler yumaklaşmayı tetikler. Bu tür plaklar Alzheimer hastalığının ayırt edici özelliğidir, ancak son çalışmalar β-amiloid ve fosforile tau’nun klinik demansın başlamasından on yıllar önce birikmeye başlayabileceğini ortaya koymaktadır.

Beyindeki yüksek β-amiloid ve tau seviyelerinin yanı sıra kandaki daha yüksek tau seviyeleri, hafif hafızada etkilenme olan kişilerde hafızanın kötüleşmesine neden olur. Anormal protein birikimi ile hafızada bozulma arasındaki ilişkinin doğası tam olarak anlaşılamamış olsa da özellikle fosforlanmış tau proteinlerinin sinir bağlantılarında fonksiyona müdahale ettiği görülmektedir.

Epigenetik

“Epigenetik”, hücrelerin genetik kodda saklanan bilgileri nasıl kullandığını etkileyen biyolojik olayları tanımlamak için kullanılan bir terimdir. Epigenetik süreçler, genetic materyalin bölümlerinde bulunan bilgileri vurgular. Epigenetik süreçlerle vurgulanan bölümlerin “ifade edildiği” ve vurgulanan bölümlerin “susturulduğu” söylenir. Epigenetik süreçler genetik kodu değiştirmez, aksine hücrelerin kodu nasıl okuduğunu değiştirir. Yaşam tarzı alışkanlıkları, beslenme ve çevre (örn. hava kirliliğine maruz kalma) gibi faktörler epigenetik gen ifadesini ve susturmayı etkileyebilir.

Epigenetiğin öğrenme, hafıza ve kognisyonda önemli bir rol oynadığına ve Kognitif bozukluk ve bunama gelişimini etkilediğine dair artan kanıtlar vardır. Örneğin, beynin sirkadiyen saatini etkileyen epigenetik değişiklikler Kognitif gerileme ile ilişkili anahtar beyin bölgelerinde bozulmaya yol açar. Kognitif düşüş ve bunama ile ilişkili epigenetik değişiklikleri tetikleyebilecek faktörler arasında düzensiz solunum paternleri, doğru nefes alamama, kötü beslenme, alkol aşırı tüketimi ve uyku yoksunluğu bulunur.

Hormon Dengesizliği

Beyinde hipotalamik-hipofiz-adrenal (HPA) ekseni ve hipotalamik-hipofiz-gonadal (HPG) ekseni, beyin ve hormon üreten bezler arasındaki entegre ilişkiyi gösterir. Kortizol, dehidroepiandrosteron (DHEA), östrojen ve testosteron gibi hormonlar beyin yapısını ve işlevini etkiler. Bu hormonların seviyelerinde yaşa bağlı azalma ve beynin hormon sinyallerine yanıt verme yeteneğinin azalması, kognitif düşüşe ve bunamaya olan duyarlılığı etkileyebilir.

Kortizol

HPA ekseni aktivasyonuna yanıt olarak adrenal bezler tarafından üretilen kortizol, stres yanıtının kritik bir moderatörüdür. Kortizol ayrıca ruh hali, dikkat ve hafızanın yanı sıra bağışıklık, metabolik ve diğer fizyolojik fonksiyonları da etkiler. HPA ekseni ve ortaya çıkan kortizol salınımı normalde sirkadiyen sinyallerle düzenlenir. İleri yaşlarda kortizol seviyeleri daha yüksektir ve sirkadiyen kortizol ritmi bozulmuştur. Bu kısmen adrenal stimülasyon üzerinde azalan negatif geri besleme kontrolü ile ilgili olabilir. Kronik veya tekrarlayan stres, HPA ekseni sinyalizasyonu ve kortizol salınımının kalıcı düzensizliğine katkıda bulunabilir ve depresyon ve anksiyete, beyin atrofisi, Kognitif bozukluk ve bunama ile bağlantılıdır. Egzersiz ve farkındalık eğitimi stresi azaltmaya, kortizol düzenlemesini onarmaya ve Kognitif gerilemeyi yavaşlatmaya yardımcı olabilir.

Dehidroepiandrosteron (DHEA)

DHEA, östrojen, progesteron ve testosteron gibi diğer steroidal hormonların öncüsüdür. DHEA esas olarak adrenal bezlerde üretilir, ancak yumurtalıklarda ve testislerde daha az miktarlarda üretilir. DHEA’nın seviyeleri yaşla düşer, ileri yaşta seviyeleri genç bireylere göre %80-90 daha düşük olabilir. DHEA’ların daha yüksek kan seviyeleri daha iyi Kognitif performans ile ilişkili bulunmuştur. Kanıtlar DHEA’nın kortizol regülasyonuna katkıda bulunabileceğini, nöroinflamasyonu ve beyin oksidatif stresi azaltabileceğini ve nöronal büyümeyi destekleyebileceğini düşündürmektedir.

Randevu Alın

    Formu doldurun, sizi arayalım
    Randevu Al Hemen Ara
    WhatsApp'tan bize yazın